Zıplasam Satürn

En son 5 sene önce gittiğim köyü, açık konuşayım, sevmezdim.

SAMSUNG CSC

Çünkü ergendim, hiç arkadaşım yoktu, çok sıkılmıştım. Bu sene 5 yaş daha büyükken gidince kıymetini anladım, hatta sevdim bile diyebilirim. (Artık internet çekiyor olması mı etkiledi? Yok canım, onun hiç alakası yok.) Sevebildiğimi gördükçe de, büyüdüğümü hissettim.

Çünkü hep büyükler severdi bizde köyü.

SAMSUNG CSC

Kuşlar, ağaçlar, bin bir renkli çiçekler içinde 10 gün de olsa ciğerlerimiz iyice bi temizlenmiş oldu. Oradaki temiz ve serin havadan, yorganla uyuduğumuz gecelerden sonra İstanbul ve Ankara’nın kirli ve sıcak havası… bilemiyorum ama ayıp bence yaptıkları.

Cn0g068WcAAUZ-bCn0gxeXWIAA-ic-

Ben gökyüzünün bu kadar çok renginin olduğunu, bu kadar temiz görünebildiğini bilmiyordum. Kendi gözlerimle görmüş oldum. Gecesi de gündüzü de ayrı güzeldi, yeni biçilmiş çayırlara uzanıp saatlerce gökyüzünü izleyebilir, bulutlara anlamlar yükleyebilir ya da yıldız kümelerini bulmaya çalışabilirsiniz. (Tabi böceklerden korkmuyorsanız.)

 

 

 

Eklediğim fotoğraflarda yıldız yok, çünkü çekemedim. Ama aslında o kadar yakındılar ki, uzansam dokunacağım, zıplasam Satürndeyim gibi. Lanet olsun yıldızları öldüren ışık kirliliği!

Belki de Turgut Uyar’ın bahsettiği Göğe Bakma Durağı oralarda bi yerdi?

SAMSUNG CSC

SAMSUNG CSC

Giderken planlarımı da yanımda götürdüm, okumak, yazmak ve fotoğraf çekmek gibi şeylerdi… Jojo Moyes-Senden Sonra Ben’i bitirdim. Spoiler vermeyi reddediyorum. Ama popüler romanları artık çok gereksiz bulan biri olarak Jojo Moyes okumayı kesinlikle bırakamıyorum ve hatta tavsiye ediyorum, biraz çerez kitaplar ama arada kafa dinlemelik onlar da lazım.

Fotoğraf çekmek konusunda hedeflediğimin altında kaldım, maalesef. Çünkü hazırlanıp bugün fotoğraf çekeceğim diye dışarı çıktığım her gün bir şeyler oldu ve ben istediğim gibi fotoğraf çekemedim. Eldekilerle yetineceğiz.

 

Bu postun yazıdan çok görsel ağırlıklı olmasını istemiştim, bak gördün mü yine susamadım.

SAMSUNG CSC

-Başlıksız-

Aslında bu yazıda söyleyeceklerimi Twitter’da uzunca bir flood yapmayı planlıyordum. Sonrasında böyle yazmak daha kolay geldi.

Son zamanlarda görmüşsünüzdür bonesiz şal yapan, şalının önünden saçları görünen kapalı arkadaşları. Ama bu arkadaşlardan daha çok bunları yargılayan bir kesim var asla anlayamadığım.

Twitter’da gördüğüm birkaç tweet üzerine yazmak istedim. Konu artık öyle bir yere varmış ki tweet içeriği ‘Allah belanızı versin, tiksiniyorum, böyle kapatacaksan aç’ olacak kadar ileri gitmişti.

Bakın bir durumu, tarzı, stili sevmiyor olmanız anlaşılabilir ama böyle bir dille yargılamak, böyle bir nefret söylemi ne kadar saçma farkında mısınız? Hayır yani sana mı kalmış gidip birine başını aç demek? Herkes ahlak bekçisi olmuş, herkes kendini evliya zannediyor.

Millet orasını burasını açıp gezince sorun yok ama kızın önden 3 tel saçı görünse kafir!

Tesettür öyle yaşanmaz diyorlar, e tamam ama o insan o kadarını yaşayabiliyor demek ki, olması gerekeni olması gereken şekilde anlatmak varken neden böyle bir tavır?

Moda için başlarını örtüyorlar diyorlar, e ne biliyorsun? Peygamber bile ‘Kalbini açıp baktın mı?’ diye soruyor. Sen Ondan daha mı yücesin ki bilinmeyenden haber alıyorsun?

Geride örttüğü onca saçı, kapadığı vücudunu hiçe sayıp 3 tel saçı çıktı diye bir insana böyle hakaretler savurmak ‘insana’ yakışır bir şey değil. Bu gibi durumlar için lügatte hoşgörü diye bir kelime var, bilmem bilir misiniz?

Kimsenin iç dünyasında neler yaşadığını bilmiyorsunuz, arka planda nasıl bir hayatı olduğunu bilmiyorsunuz, neler yaşadığını nerelerden geldiğini bilmiyorsunuz ve yine de böyle ağır bir dille eleştirebiliyorsunuz. Valla tebrikler.

Sadece bu konu için değil, her zaman insanlara ve düşüncelerine saygılı olmak lazım efendim.

Vesselam.